Baby

Dıdısının dıdısı mıymış?
Şeyinin şeyi canım işte.
Söylettirmen beni yahu, sevgilisiymiş işte!

Tılsımını kaybeden kül güzeli, elin nerede senin
koy yanağıma son defa, istemiyorsan diderim.
Bir horozum ve kanatlarımın altında saklarım İspanyamı.
Uyumadan önce aklımda çıtır tavuklar,
yumurtalar… Mısır deneleri yağıyor gökten ve
külüğün birisi şişinmiş karşımda.
Evet karanlık her neyse ve çizgi hâlinde
gözlerimi kapatırken
aklım fikrim uç uca verile kırıla çizgilerden ibaret
yeni bir dil gelişiyor içimde, öylece sedasız.

Konuşamadığım gibi, yazamadığım gibi,
hatırlayamıyorum da.
Çıtırlar farkında mı? Eğer öyleyse bütün çirkinlerin
öldürülmesi gerek.
Şu yağan karsa ve gözlerim parsa, sürünen de marsa;
askıda kalabilir teleferiklerim.
Elektriğim kesik.

m-a-r-ş tuşlarına basıyorum içimden ‘ne olur çalış’ diyerek
ki sevmenin kanunu bu
ödül ve cezaya benzer..

Buraya bir nankör frigyalı çizelim,
şuraya da bir kara vicdanlı.
Ve biraz bekleyelim.

Kötü bir şiiri iyi bir şiir yapan günahkâr! Sana sözlerim.
Sorunu göremedim. İşareti bilindik değildi, gizliydi.
Evin evren olduğunda,
dizinde bir kedi düşünsene
uzay boşluğunda kimse seyretmezken bizi
yine de oynar mıydık biz,
oyunlarından dünyanın..

Ve hiçlikte bir varlık daha isterdim dışında senin
bana mavi bir bluz, sana mavi bir bluz
elimde mi elinde mi emin değilim ama bu gitar – Haha!
ne de çalınıyor boşlukta uzay
biz gitarı ve alto tınıları sevenler.


***
Gün esen meltemden,
akşam ve ılığız
arıngın kaynağımızdan.
***

Lera Lynn – It Only Takes One Shot – YouTube

O Biçim

Başbaşa helikopter kaldırıyoruz

Şeref bizim bagajımız, taşıyoruz

Her ne olursa olsun

Asla kötü olmayacak aramız.

En güzel zamanlarımız

En güzel vurulmamız.

Canımız çekiyor reçel

Ekmek gibi günü çekerken gece

Yaşamak..

İyi deriz sadece.

Saati Şaşırmanın Saati

Uykunun en nam uslu

penceremden görüldüğü kadarıyla

ayın en dolgun, kadranın yediyi geçtiği

elin kapıyı açtığı, suyun yüzü vurduğu…

Kuru kupkuru çürük ağız, gırtlak ve mide

sulandığında,

Saçlar, omuz başları ve ayaklar uslanır.

İçi, dışı bir.

Hastalıkta ve sağlıkta,
-diye başlayarak-
iyi günde kötü günde
-kana kana içmek yemini-
yoksullukta ve bollukta
-fazla kaçırıp, sıkışıp-
ölüm bizi ayırıncaya dek..
-tutamamak, salmak..-

İyi günde, sağlıkta sıçıp batırmak…

Eski usul bir oyunda
eski bir kafayla
iyidir, büyük oynamak.

Görsel: Guy BILLOUT

Rosetta’ nın Philae’ si

Tüm zamanların hiçbirisinde,
varamayacağım sana…

Gittikçe yahut düşledikçe kandığımın,
kendim tarafından kandırıldığımın farkındayım.

İçimden sökülecek gibisin lahzaca da
kutuyu açmadım hiç gel gör ki.

Burada, tüm olan bitenin arasında,
rastlamış olmak sana ve yetinememek asla.

Bahardan kışa ite kaka,
bir de takvimden habersiz bir kavim gibi
geçirerek zamanı geldik buralara.

Seni ilk öptüğümde…
Seni hiç öpmedim daha.

Gözlerimin gördükleri uykumu çağırmaya alışmışken,
senin yokluğun uykularımı kaçırmakta.

Servetim oyunlarda, vahded-i vücudumda
senelerin almanakı senelerin hududunda.

Bir milimetreküp boşluk damarlarımda,
gezinir kalbim çarptıkça, uğrayarak tüm organlarıma;
ahlar vahlar ile ayaktayım bir yarın olmalıdır diyerek..

İnanacak bir can bulduğum için,
yaşamın devamına baktım kaldırdım kendimi.

Oturuyorum, bekliyorum ayakta;
gözlerimin önünde, aklımın hatırında olmalısın inancım.

Seni öz anımda, öz aklımda özledim.
Kuzgun göğe,
Gün geceye..

İyi Geceler III

Ses deneme 2/2, 4/2 , nokta nokta nokta günlük dünya edebiyatı…

Merhaba sayın dinleyenler, pekiştirmesiz, sıfatsız ve yalın: evlatlar!

Yalınız evlatlar!

Gece iyi. Biz kötü müyüz yine biraz… Biraz bir az ve biraz…

Hâlli, hâlsiz yaşar giderken, oynar ağızlar, gözler… Yani tümüyle kuklamız, yatmadan önce yatağa ve kalkmadan önce kalkaktan arada kalan gün boyunca oynar durur. Ustası olan bizler ancak rüyalarda sıyrılırız, bırakırız iplerini de; kendimizden bir karış yükselir dalarız âlemin ötekine.

Bu gece… Buuu gece… Benim gecemmm… Buuu geceee bizim gecemiz., cama vuuran her damlaaada, seni hatırlıyorummm ve sana… Dındın dındın dırırı-rı-rı-rı rı rırırı rırırırırımm.

Öhhh. Ohh. Ohannnesburger! Cama kuraklıktan, cana yalnızlıktan… Damlalar kraliyet soyundan avama düşmeye imkânı olmayan zerreler. Yoklar. Tıkırdamıyor şu kulaklar… Kıpırdamıyor yürek odacıklarımızın kapakçıkları.

Bu gece… Kuraklıktan. İnsanın insana olan kuraklığından mı bahsetsek… Ne dersiniz? Gündem. Ne der? El ne der? Âlem ne der? Kelem ne der, kelam ne der?

Annem lahananın, -bilhassa turşu kurma zamanları- göbeğinin içindeki özünden yontar verirdi hep, kelemin kökü o idi işte. Tadı güzel. Mutfakta lahana gördüğümde bilirdim o kökü yiyeceğimi. Bu bir lezzetse en çok, düşünülmüş olmanın, asla unutulmayacak olmanın güveninin lezzetiydi. Hep sevmişimdir.

İlk yağmurda… Saygı sessizliği. Caz çalacağız söz! Gözlerimizi daldıracağız. Boşluğa ya da karanlığa. Cazın ve yağmur tanelerinin de yarı açık penceremizden nesnelerle temasından ileri gelen titreşimlerini alımlayacak, işiteceğiz birlikte, zihnimiz anlamlandıracak bunu; iyi çekilmiş hoş kokulu bir kahvenin hazzı gibi bükülerek, kıvrılarak dudaklarımızın ekseni etrafında dünya bir çeyrek de olsa atacak turunu.

Uuu. Ne oldu öyle ya… Romantik hassasiyet müşirimiz vuruyor da vuruyor ha göstergeye, son radde. Sakin evlatlarım. General semantiğin sınırlarında duralım. E harfiyle roman yazalım, yalnızca. Fransızların mutfağından ne çıkarsa yiyelim bu gece.

Bugün Boğaz’ da balık tuttum, rast dedik rasta geldik. Rastafaryanların dergâhına yüz sürdük. Bu ne bereket. Tutmayı bilenine, bilmeyenine, on yaşındaki minik oltalısına, tam takım taklavatlısına beşer onar her atışta. İstavritler, kıraçalar… Boğaz’ ın o kendine has sınıf çarpışması dikkatimi çekiyor her zamanki gibi yine. Ekmeğini balıktan çıkartanlar… Gözler ışılıyor akşama balık yiyecek olan evdekiler için, iştahlı parmaklar kurtarıyor ağızları kancalardan bir yandan… Bir yandan bıdıbıdıbakslı, nirolu kahve kırığı içeceklerini taşıdıkları bardakları ellerinde, bellerinde kolları bağlı kapüşonlularla, botoks detoks yürüyüşünde ablalar… Ailesi sandığım bir gruptan yan yan sıyrılarak birisi yanaşıyor arkamdan.

– Kolay gelsin. Ne yapıyorsunuz ya? (Kovama bakıyor şaşkınlıka, dönüyor bana pişkinlikle) Yiyor musunuz bunları? (Gebeş gevrek sırıtıyor)

– Yok götümüze sokuyoruz. Herhalde yiyoruz abi. Allah Alla! Ne yapacağız ya.

– Hahahahaa. Kolay gelsin. (Diyerek uzaklaşıyor)

.

.

.

Hoşuna gitti lalenin. Hey yavrum hey, hayatında balığı ve her şeyi satın aldın değil mi… Satın alınca yeniyor, restoranda kiremitte pişince şaraptan, biz elle tutunca taşaktan konu açılıyor değil mi? Kodumun dingili seni ve senin gibilerin…

Neyse. Neyseler bizimdir. Gerisi de onlarındır.

Ne diyorduk evlatlar! Ne diyelim…

Beyaz çamaşırlar… Renkliler…

Donlar, kışlar karlar… Atletler, koşan külotlar, havada salto ardı yerde parende atan sütyenler!

E harfi ne harfi?

Saçma. Sonrası kuru sıkı. Can çıkmaz derler kolay kolay, olmayacak hayat ve kimse de bizlere bunu söylemedi.

Çalsın sazlar, oynasın tüm allame-i cihan!

Çalsın telefon, konuş sayın evlat! Hiç ve hepten bahset bizlere…

Hadi bakalım. Çıkırt… Dııııııııııtt… Naahh. Nohhh! Kabuki! Bir ki üç!

– Evvet evlatların sonuncusu bük bizi, merhaba!

– Merhaba İsimsiz.

– Ne getirdin bizlere?

– Aaa mmm… Galiba heybemde…

– Evet çıkar heybendeki evlat..

– Heybemdeki bir yiyecek…

– Hop! Görüyor ve artıyorum sayın evlat. NESİ VAR?

– Rengi var.

– Hmm. Başkaca nesi var?

– Katısı ve sıvısı var.

– Yapma yavv! Aha. O zaman… Nesinin nesi var?

– Valla ne sesi, ne tuzu var.

– Ooo tatlı ya da acı mı? Hmm. Ya da ikisi birden mi? Son kez, son gerçekten… Nesi var? Farklı bir şey ver ama…

– Tamam. Öyleyse. Adı var, tatlı mı tatlı tadı var, her ormanda hamı var.

– Eee… Haha. Evlat. Ciddi olamazsın. Buuu… Buuu…

– Bir ipucu daha verebilirim istersen…

– Yok yok sırası değil. Dur toparlayacağım. Yeniyor tamam. Renkli bir şey. Katı ve sıvı da olabiliyor. Tuzlu değil tatlı, ormanda ham hâlde olabiliyor diyorsun… Ben de kiren reçeli diyorum!

– Eee yuh isimsiz! Ben ne diyeceğimi bilmiyorum. Nasıl ya!

– Yaa. Öyle işte. Dıdıdı dırıt dıdı! Kiren Reçeli! Haha satışlara mı başlasak evlat. Kendi kotamdan, İsimsiz Bey’ in bizzat kendi kotasından 1/3 değil, ½ değil tam 1 kavanoz kiren reçeli! Hehehe.

– İyi de, goygoy güzel de isimsiz. Bir dakika sayın dinleyenler, cidden söylüyorum sizler gibiyim, ki isimsize inanıyorsak onun da önceden hazırlık yapacağına dair bir düşünceniz olamaz diye düşünüyorum benim gibi. Ama insanın aklı almıyor ben hazırlandım espri olsun diye de nasıl ya, kireni bile bilmez herkes.

– Yaa. Ben bilirim. En sevdiğim. Takılma evlat. Takıl. Haydi bize bir şarkı bırak!

– Peki. Sağ ol dostum gibi hissettiğim, evladı olduğum, evladım. Gelsin tüm evlatlara: Yemin Olsun – Ufo361 & Ezhel

– Peki dostum. Burada artık. Herkeste. Bir bir toplana toplana hep bir. Açıyor ve dinliyoruz dinleyenler. Haydi herkes kendi bizzat. Gece sonunda hep birlikte: “Bu Gece”

Çünkü bu gece bizim gecemiz değilse kimin, bu gece bizim.

Öpüş, mek fazla bir öpüş yetecekken.

Seni tüttürmek için sabırsızım,

yapamam sensiz

harmanım ve sensiz kağıtlara değemiyorum kalemken.

Üstelik altım dokuzum şaşmış, sadelikten,

derinlerin gebe, doğayım fidan fidan

Kuruluyorum anla yeşerenceler

gölgemi kucak sokak bucak sokak

arşın ve endaze

ve litreler, kilogramlar tartamıyor

seni bulmak anlamları yiyor

manalara gelsen

manalara

manalara caka satan köşebaşı hırtı

ben, bir evlat

kokoreçten son ısırığımı almadan

denizler üstünde koşacak kadar

çok seviyorum seni.

Gecenin hiçi.

Gün’ ün kendisi.

Radyonuz bitiyor.

Son söz söylenecek sayın evlatlar. SAYIN gerçekten:

10… Zalim olmadan…

9…Yer yeksan bir olmadan…

8…Futbol önem yitirsin…

7…Numaram ara beni…

6…Şansım dön, dans olsun.

5…Anlayan ve anladığını sanan kulun

4…küle olan meylini bildim,

3…yine de geldim,

2…sabaha varmadan gideceğim…

1…Mantis karidesiyim, göreceğim her türlü

0…Da tam sayı. Atlamayalım evladı. İyi gece olsun. Sevdiğiniz gibi konuşun.

İlla Öldü

bugün buraya oturduk
anlattık, anlattık, anlamadılar
geceden hiç doğar mıydık? ötekileriz
kırık orman, uğultulu ses biçimi
kapandık toprağa
beş kez vurduk elimizi
anlamadılar
kar yağıyordu
gök, bulut
içimiz akıyordu mezar üstleri
altları, içimiz boş
içimiz akıp gidiyordu kül.

bir yapboz parçasında eşit yansıma yok
dağınık argüman orospuları
balo maskeleri, susuz yaz
dört mevsim vivaldi miyiz?
çoğalıyor muyuz?
buraya beni çiz, kaş, burun gözler
karton kutulara topla
nasıl olsa dağılacağız, dağınık,
bir parçanın bütünlüğüne gidilmiyor
kuş tüyleri topluyorduk
duruyorduk
durup kapanıyordu kapı arkaları
avlu dipleri
biz yine de biliyorduk mağaralarda
bir zeytin
yirmi uzanış, dies irae fısıltısı
biz yine de kartonlara sığmıyorduk
red ediyorduk tanrıları.

kırık mevsim, göz ucu bakışmalar
burada hiç güneş doğmuyordu
hiç şarkı
hiç sesleri yoktu yaprakların
bir lahit janis’ in sessizliği gibi
bağın bozumunda şarap içtik
şarap içtik
ölü doğduk, güzel sustuk
burada hep gördük biz
döküldü ağzımızdan
ne güzel karanlık, ne güzel karanlık..

bir dolduran vardı bu döküleni, söylenerek:
“aydınlık için karanlık, aydınlık için karanlık.”
kavmin diken tüyleri göç ediyor kuş olup oluklara
ne güzel!
işitilmez şu ilahi
tevatürlere alışkın kulaklar,
tanrı kirletir, kul aklar.

entropinin davulları çalınıyor
renklerden parça parça
tonun havada dalgalı dansı
ışığın sızıntı oyunları
aşkın anda var oluşumu
oluşu-yorumun oluşu mu?
substrat ahengi, hiçin galebe
hepin mağlube çalışı:
ne güzel… güzelin ne oluşu
yer gidiyor, gök gidiyor var bir bildikleri
zamlanan andır zaman
retorik bir ninni sandığın
ve sandığım açıl
saçıl,
diye diye çıkacağız lahitlerden,
tarihin zifirinin tozlarını saçarak
kan kabartma alfabemizle
kanımızın köpüklü tarafıyla
mürekkep damlaları
gecenin göğünde yazacak
dies irae; damlayarak…
hep bir ağızdan hiçbir şey çıkmayacak
sükûtla kaplanmış deriler
ağızlar bir
ezginin
enzimleri
yırtılan kasların ve kemiklerin sesleri
ölmüşlerin ruhlarına değdi
bir defterden bir yaprak düştü
okunaksız satırların sonu…
“bakunin’ in iftihar gecesi.”
ve bir fosfor ışıltısı yalıyor irisleri
ne güzel karanlık.

sessizce sorulan
-ne güzel?
sessizce verilen
– karanlık.

Saphilopes – Sasatertgun

İyi Geceler II

İyi geceler.. Kötü geceler.. Ana anlam katan geceler…

Ve iyi gece olsun evlatlarım! Radyonuz başladı!
Yeni yılın ilk gecesi, ilk sabaha karşısı yine yeni yeniden… Den den den… Ehh! Hadi mutluluk şarkıları söyleyelim. Zira ilk bunu yapalım bu yıl, zira çok uzun sürmeyecek uzunca yıllar bu durum diye geçiyor içimden yalan yok. İşlere, düzene dair…. Ne bileyim… Dünya bile dönmekten usandı içten içe hissediyorum evlatlarım. Bu geceyi biraz bu işlerden uzak kılalım. Biraz bu işlerden ırak kılalım. Biraz bir az ve biraz yılın götürdükleri hakkında salvolarda siyaset üstü vicdan çarpıştıralım.
Hadi bakalım.
1 Ocak itibariyle ben isimsiz, sizler isimsiz… Hoş geliş, handikaplı bahis ve kriterleri olan kriket oyuncularına merhaba! Merhaba İzzet Kaptan, yine mi Gemlik-Mudanya! Merhaba Winston, Elizabeth kraliçe ile sen de haklısın zor, işin zor! Hop! Sislerin ardından bir karar vardır, görünen mi görünmeyen mi uhrevi bir varlık bildim! Rüya içinde rüya, ter üstünde ter, tozlu masadan -sıçrayıp uykumdan- çırptığım saat elimde, elimin üstündeki sinek merhaba!

Aile… Hakkında konuşalım biraz. Açılış mahiyetinde. Ganyanlar hala ve enişte arasında. 1′ e 3 her ikisi de. (Aranızda oynuyorsunuz sevgili evlatlarım, esemes filan işleri bozar bizi. Televizyon seyretmeyin, eve koymayın ve umarım bir piyango bileti de almamışsınızdır. Biz böylesini tercih edenleriz.)

Evet. Telefonum çalacak birazdan. Evet evet. Beklediğinizi biliyorum. Bugün yapalım bu işi. Zira aile işlerini en iyi bizim gibi aileler konuşabilir. Konuyu duyunca bu gece telefon ile katılım alacağımı anlamış olduğunuza basarım ben de doğrusu şu kalıbımı.

Ortayı açacağım, hani ne kadar olur emin değilim ama bir de bu işin sonunda size söz anlık bir uydurma şiir söyleyeceğim. Bu da benden son kerte olur. Daha da olmaz ha! Ne demişler olduğu kadar olmadığı keder.
Ve aileler… Geniş, dar, açılı, köşeli… Götü açıkta, karnı sırtında, alnı burnunda bilmem ne bilmem ve güzel olacaksa olsun yetti ha bu işe yaramaz yere batasıca, içinden katil çıkan, arsız, namuzsuz çıkan aileler! Daha doğrusu faileler!
Yazıklar oluyor her gün. Haberlerde, heberlerde, sabahları ‘geber len’ lerle, en çok kadınlara çıkıyor zarar, yine yine.
Bu konuda konuşalım saz getirdi bizi. Sözü paylaşalım öyleyse. İlk telefonumuz çalsın. Çalsın.
Çalıyor. Çalıyor!
Açalım. Açtık!

– Merhaba evlat!
– Merhaba isimsiz.
– Naber, nasıl gidiyor?
– Valla nasıl olsun… Üzülüyoruz. Üzüntü bir süre kalıyor da geçiyor ama sıkıntı keder bir şey yani. Böylee… İçimizde baki yani.
– Fuzuli ve Nedimi geldi aklıma bak baki deyince. Divan edebiyatı konuşmayacağız sanıyorum. O yüzden bu içimizdeki ‘bakinin’ aile ile bir bağlantısı var mı sayın evlat?
– Olmaz mı… Hem divan edebiyatı da öyle eskide kalmadı inanın, hala köylerde televizyon karşısı yayılıp da üstünde edebiyatı yapılan şeyler var. Ben mesela köyde büyüdüm. Aklıma direkt şey geliyor, bizim anneannemin bir kedisi vardı eve rahatça girer çıkardı, ben de sabah kahvaltıda dışarıya bardaktaki sütümle sofradan ,doydum ben, numarası yaparak çıkar ve yalına dökerdim sütümü ve içişi onun var ya böyle onu seyrederdim hep yapardım bunu. Niye anlattım bunu tam bilmiyorum şu an kusur olmaz biliyorum sizde ama yine de heyecanlandım galiba isimsiz.
– Estafirullah da bizde olmaz zaten, heyecan iyidir, yoksa ne anlamı var. Devam. Bak merak ettim şimdi. Aaa… Adı neydi kedinin? Var mıydı?
– Hahah. Adı Clean’ di ya da Clinton… Yani anneannem takmış, sözel olarak biliyordum öyle çağırıyordu. Garip gelirdi bana, sarı bir şeydi. Tekir sanırım.
– Cleanton öyle mi… Ha. Hah tamam şimdi oldu. Ne yapsak da neresinden avlasak derken! Bir aile hikâyesi dedik çünkü diyorum yine dolanıp duracağız etrafların etrafında konuya varamadan biteceğiz bu gece de derken sen sağ ol ne de güzel buldun çatlağı. Şimdi bende bir şeyler canlandı. Gel sen, seninle bir oyun oynayalım. Serbest çağrışım. Ben bir kelime söylüyorum, aklına gelen ilk kelimeyi tereddütsüz sen söylüyorsun bu şekilde bir yerde durana kadar.. Hazır mısın?
– Tamam. Hazırım sanırım.
– Başlıyoruzzz! 3-2-1! Köy!
– Ee Ev!
– Aile!
– Familya!
– Hayvan!
– Düve!
– İnek!
– Meme!
– Süt!
– Sabah!
– Miyav!
– Haha Cleann!
– Amerika!
– Trump!
– George!
– Bush!
– Bill!
– Clinton!
– Hah. Bravo. Dur dur dur tamam. Geldik. Uuuu… Pistonları kontrol edelim. Oh! Yerimizdeyiz. Zor da olmadı ha, bravo evlat, gayet enerjiktin. Eğlendim doğrusu. Sadece eğlenmedim ama…. Boş ver beni. Sen nasıl hissettin?
– İsimsiz… Çok zorlanırım sandım. Lakin bıraktım bir yerden sonra… Eğlenceliydi. Ee… Peki şimdi ne olacak?
– Şimdi ben senden hoşça kalmanı ve gözlerini ve telefonu aynı anda kapatarak radyoyu dinlemeye devam etmeni isteyeceğim. Esenlikle… Kapat gözleriiiii… Hop! Kapattım ben de telefonu.

Oh! Gece güzel. Yeni yılın ilk gecesi, ilk sabahı sayın dinleyenler. Ve hadi deyiniz siz de bu gece benimle: Anlayan ve anladığını sanan kulun küle olan meylini bildim,
yine de geldim,
sabaha varmadan gideceğim…
Sadet bize biz sadede gelelim artık.
Şimdi… Bill Clinton’ dı değil mi bu bir depremimizde, bebe yanağı okşayan muhterem. Hatırladınız o fotoğraf karesini sanıyorum. Gençler hop titittır, pintirist hadi bakalım eller boş durmasın, siz de öğreniverin şipşak.
O arkadaş sahi, -bakın sahi dedim ha çok da ciddiye almayın şimdi beni, gitti artık ne edelim- iyi bir arkadaşa benziyordu. Sadece benziyordu, bir yerden çıkartacak gibi olmuştuk, sanki bizden birisi, aileden birisi hani. Ya öyle hissetmiştim ben. Amerikan başkanı geliyor, taşramdaki şaşkın bebeği seviyor. Oh bloody hell! Çizis fakirin, fakiriz kırayst! Ovv! Shit, my little asskicker! Hah. (Gülmeyi pek efektif bulmuyoruz sayın dinleyenler, yeniler sizlere diyorum, kendiniz bizzat, kayısı dudaklar doğu batı eksenlere yay şeklinde… Kendiniz gülebilirsiniz. Lütfen. Hem biliniz ki kendi kayığınızı çekmedikçe şu hayatta hiçbir yere gidemezsiniz. Etrafınız gelir gider, onu da gittim sanmayın bir yerlere. Kendinize gelin. Gülün siz, efekt olsun!)
Dünyanın global aile olduğu zamanlar tabii. Baba Clean, biz housekeeper, biz steward biz bellboy filan ama baba Christ! Herkesin babası, gidemesek de, uykudan uyanmanın dahi rüyası, doların ve Hollywood’ un bekası Amerikan.
O bebeğe ne oldu şimdi. O aileye…
Sahi evlat, senin kedinin adını nasıl Cleanton koydu ki anneannen? Televizyon… Global family! Deprem bebesi seven come on babası, bizlerin aklının follofoşluğu, aptalın zeroşluğu ile leyla ile mecnun. Belki tahir ile emily’ nin dünya vatandaşlığı.
Biz bizde miyiz bir bakalım, kapıyı tıklatalım. Kendi kapımızı kendimiz…
Sazın tellerine vurulduk, pena olduk adımız çıktı,
Birkaç satır ilerisini düşünmeye çalışmaya yetmiyordu,
bir kap yemeğin ardından uyuyakalmasak divanlarda,
edebiyata da bakacaktık bakmasına,
soda ile midemiz düzlüğe çıkardı da biz?
Ne zaman çıkardık, toplardık sayıları: hesap kitap olmaya,
lotoyu takip edip, kombinasyon, permütasyon yapmaya bizden iyisi yoktu ya,
toplarla ekranlarda oyalanır,
toplarla savaşlarda oyalanır,
dururduk. Aile kurmaktı, zamanı anlamlandırmak, bir parça huzur bulmaktı amaç:
Sansür biz olmuşuz.
Yıllar yeni, yıllar eski.
Baht Amerikan, biz yerli.

Ve… Söyledim uydurma şiiri.. Ah. Güzel oldu be. Güz el oldu, diz el oldu filan ama oldu. Ama mama dedik demek istemezken cümlelerde ama oldu ama idare edin ama yani ama. Hah. Keşke derseniz bak onu da dikkatli deyin, bazılarımız çok alınırlar bu lafa. Kendilerinden vazgeçilmiş gibi, olmasa daha iyi olurmuş gibi(yine gibi yine hem ciddi hem naciddi takılın evlatlar, ne de olsa bizim sözler henüz meclis görmedi; ha dışarı, ha içeri.)…

Ve siz siz olun. Biz… De biz.
Biz biz olunca siz artık siz olmayınız. Birey olarak her zaman siz olunuz.
Sevdiklerinize güvenin. Çünkü başka güvenecek kimseniz yok.
Yılın ilk gecesi sabaha karşı geldik…
Gidiyoruz.
Hoşça kalın.
Radyonuz bitti.

(2) Pearl Jam – Black – Türkçe Altyazılı – Tr – YouTube

İyi Geceler I

İyi geceler. Kötü geceler.. Ana anlam katan geceler…

Her zamanki kuru gırtlak hançeresinden çıkan bu seslerle; Adana’ dan Ankara’ ya, İstanbul’ dan Trabzon’ a radyoları başında, kulaklıkları kulağında dinleyicileri biraz lahmacuna biraz sekse biraz da birazlara davet etti bir kez daha bu gece. Davete zihinlerde icabet çoktan rezerve olsa da herkes usulünce yaşıyor, program kadar uzaklaşıyordu gerçekliğinden.

Elbette dinleyiciler… Elbette.
Gün geceye kavuşmadan olmuyor öyle değil mi…
Yeri dolmayan ne varsa içinizde, o boşluğu bilirsiniz pek çoğunuz yaşı yetenler diyeyim. Anlarlar beni.
Anlayacak olanlar ileride, sizlere spoiler olacak ya olsun, ne de olsa yaşam denilen filmin sonu belli evlatlarım. O yüzden keyfinizce. Ne anlarsanız…
Ben bu gece sizlere sebepsiz zenginleşmeden bahsedeceğim. Aşk da derler.
Tanımlarıyla derdim yok. Baştan söyleyeyim. Hem adını koydun mu bir şeyin. Adının da, tadının da koyarsın soyuna, sopuna.
Ve konuşalım bakalım. Ne biliyoruz. Zamanı anladıkça, öyle sandıkça diyelim. Günü geceyi değersizleştirir, eylemin neyse onunla meşgul, geçirirsin de geçirirsin. Geçerler, yanından geçerler. Altından ve üstünden geçerler. Durmazsın, duramaz. Durmazlar, duramaz. Durdurulamazlığı anlarsın ya bir gün işte zamanı anlamak diye ona diyeceğim ben galiba.
Deyiniz siz de bu gece benimle: Anlayan ve anladığını sanan kulun küle olan meylini bildim, yine de geldim, sabaha varmadan gideceğim…
Ve haydi! Çektiğimize göre beslemeleri ciğerlere, duman altı bu gece 29 Aralık itibariyle de başlasın evlatlarım.
Neydi bahis… Sebepsiz zenginleşme.
Nedensiz de olur. Daha iyi olur. Daha bir Türkçe olur, TDK’ ye selamlar, hamdüsenalar!
RTÜK’ e de buzlu, bluzlar armağan olsun. Edeceğiz, uslu uslu çalacağız.
Neydi bahis… Aşk.
Gülmeyin. Gülmeyin başınıza gelir. Nerede biter bu ot, nerede başlar bilmeden siz, sulu götürür susuz getirir de cepleriniz, sırt çantanız filan şaşallarca memba doludur hep, anlamazsınız. Aklınıza bile gelmez, gözünüz bile görmez. Hissin peşinde koşarken siz, tırlar geçer üzerinizden de sonradan uyanınca mevzuya o zaman hissedersiniz anca. Essahtan diyorum bak.

Canlar vardır cananlar vardır. Ahh ne isimler geldi akıllara değil mi ama şimdi… Ufff… Ah gidi ahh… Dolduruyorsunuz boşlukları. Boşlukları doldurmak ya. Hayatın alternatif tanımını da yaptık sizlere işte.

Bu menem…
Azerice konuşmayacağım yok yok evlatlar. Demem o ki bu meret… Öyle nedensizcedir, ceplerini ruhunun öyle bir doldurur da havalandırır aklını yerden keser, halojen gibi gezer, gezdirir de sizi, patojen gibi ciğer dalak, böğür affetmez yerleşir canının taaasına…
İçin öyle içmiş öğrenirsin vay,
acının elli tonunu bilsen yenisiymiş vay,
gazın çıksa, ördeğin delisiymiş kovalar ikizler yıldız ay perisiymiş vay,
suya kandırır, kandığını sandırır, andırdıkça andırır ulutur, anırtır, kanırtır da yetmezmiş, dağıtırmış vay! Vay vay vay… Vay!

Anlayan ve anladığını sanan kulların küllere olan meyillerini hatırladıkları an, işte bu an.
Bir dakika konuşmayalım…
1…
2…
3…
4…5-6-7-8-9-10
11…

elli sekiz, elli dokuuuuzz, altmış!

Ohhh. Geçti mi saniyede bilmem kaç kare anılar gözlerden. Geçtii. Mesele saniyenin hesabı da değil, saygı duruşlarında da böyle oluyor bir dakikaymış gibi hani. Sanki bir dakika saygı yetecekmiş, yetiyormuş yahut bize de kalmaz hiç diye bitiriyormuşuz gibi. Gibili günlerdeyiz evlatlarım, gibiler… Gibi. Gibi gibi…

Sahi’ li cümleler ne kadar, gibi’ li cümleler de o kadar. Bu ikisine dikkat. Karışık mevzular bunlar.
Sahi size sahici bir program yapacağım bir gün gibi de o gün bugün müdür sahiden emin olamadım gibi, bak şimdi. Alalala yauvv! Ne dedim ben sahiden şimdi, anlaşılmadı gibi.
(Gülmeyi pek efektif bulmadığımız için buralarda, aralarda bizzat kendiniz gülüyorsunuz, kimselere muhtaç olmayın.)

Ey ey, eyler olsun. Vah, vah, vahlar!

Yavaştan anlayanlar olacaktır. Yahu bu gidiş nereye! Aşk dedi bizim evlat. Nedensiz dedi, zenginlik dedi. Konu gelmiyor konuya. Dolan dur. Yan yollar, her sinyale selektörle mors mors iş atmalar, çukur gördü mü atlamalar falan filan… Diyenler oldu. Duyanlar oldu, biz burada biraz serserilik, biraz başka alemlerin sarhoşluğu, biraz bir az biraz bir şeylerden bahsederdik de her anlam bu gece de biraz soldu. Solmadı mı?

Olmadı mı?

Aşk…
Kodlarını değilse de nedenlerini değilse de…
Zengin fakir demese de… (Biz de demedik.)
Bu gece bir konunun daha sonunu getiremedik.

Burası küle meyilli olan kulların radyosu,
sabaha varmadan gidenlerin,
yine geleceklerin…
Tanrının frekansı olmaz,
bizler onun megahertzleri
gece iyi, iyi gece.
Evladınız isimsiz…
Evlatlarım soysuz.
Sabaha varmadan…
Bir şarkıyla buraya oturalım,
yine gelene dek,
unutmadan gecenin özü:
nedensiz zenginleşmeyin
nedensiz zenginleşecekseniz aşık olun.
radyonuz bitti…

https://www.youtube.com/watch?v=7w9IDP_OR9M

Tütsüler

Gerçek toz parmağın ucuna gelir.
Bir masada, bir kitapta birikir.
Gerçeğin tozundaysa;
yatar bedenin, dışarıda kalan tek parçan parmağın..

Gerçeğin tozunun bezi avuca gelmez
bedeninle alırsın alacaksan bunu, boyun kadar kıyafetindir bez..

Gerçeğin teri
toprağın ve havanın sıcağında; alında, soğuk.

İnsanın içindeki savaş,
İnsanın içindeki şarkı,
Ne diller engel ne dinler.

Kimin anasıyız, kimin babası?
Kimin evladıyız?
Ya da abisi, ablası..
Kimin kardeşi…

Formel bilimler çözer mi bu denklemi?

Gelmelerin hoş olmadığı yerler
bulunmaların da hâliyle,
Maddenin bir buruk hâlinde: tozda;
yaşam, tükürük ve kalıp…
Kalıbına tükürülmüş yaşam.
Maddenin toz hâlinde,
yaşam, nefes, kalıp…
Yaşamak nefes alıp.

Devrim bir gömlekte
kökünden başlayarak soğan açan bir çiçek

devrim bir gömlekte
omurga; dik, dimdikçe.

CaferaCe

Sigara içen kurbağa! Yaz.

Biz sazlık sevdasındayız vvrak! Bırak bisiktirol git ırrak!

Haha! Doğa fotoğrafçısıyım ben ve doğa ile bağkurluyum: bağkurbağkurbağğ!
at kestanesi miyim(?), senin var ya o hançerene kurban olurum.

Ama sevmesen de lâkin demesen de, fakat, hay anasını amma ve lâkinli fakkat:
benim sevgilim var. Beni seviyor ve bu vrak vrak yahu vvvrakk!

Piçin yılı çıkmış üç isimli, 2+1 isimli bir yazardan, şairden…
Bir şiirini okumuştum iyiydi.
Piçin yılıysa bu röportaj için de bir vrak!
Götüme kadar önce, sancak ve ancak korkma sönmez… Dönmez. Lâl isstik bal!
Hasan tehlikeli isim,
Ali yer yer.
Topbaşlar topsonlar. Lanet olasıca masonlar.
Yemek yer gibi okumayın. Besindir, tatlıdır löpdemeyin.
Hödd deyin sevgilim gibi.
Lâkin o da üzüldü bu işe.
Serbes bir yazarda başıma gelmişti bu sevgilim,
sol yanım acımış sağ yanım umursamamıştı.
Kalbin olan yarından yer acı, dişleri sivircelenir sağın..

İyisi mi, kötüsü mü sigara yak kurbağa sigarayı yak böyle

likle ve lukla çoğun;
adın kalırsa yazın kur be ağa! Kur bize bir otağ!
Pos ve post benden, modernite senden
sevgilim çok iyidir, akorsuz,
ayca kavuşma yoksunu ana babasına,
ben olduğumca olacağım ona, neyeyse ihtiyacı.
Top baştan başlayarak…
Gol ola ola, Olala! Filan ve final!
Biten kurbağa! Emekli sandığı oy moy.
Fotoğraflar yandan çarklı mı? Çark mı?
Oraklan öyleyse. Ekin işte.
Terlemek gerek.
Bel ağrısı çekeceğiz. Belliyiz çünkü.
Belli oluyor belli olduğumuz.
Ne güzel şiir, sana sana, ananas gibisin sevgilim.
Kur mavi bağa ve göz bebeklerimizden öpelim sabahları…
Uyanmak için ya da uyanmamak için.

11.12.20
En sevdiğin/sevgilin…